18 Aralık 2017 Pazartesi

Hangisi sağlıklı, hangisi mutlu, hangisi ne?


İnsanlar cinsiyet değiştirmek için ve daha güzel görünmek için ameliyat oluyorlar.
Cinsiyet nedir, güzel görünmek nedir..?
Bunlar içinde yaşanılan sistemin dayattığı sosyo kültürel, hatta ekonomik toplumsal şeylerdir.
Bir nevi insanın doğasından uzaklaşmasıdır diyebilir miyiz?
İnsan sağlığı için bile ameliyat olamya korkarken, bu cesaretin ruhsal anlamda sağlıklı bir açıklaması var mıdır?
Kişi nasıl mutlu olacaksa öyle yaşamalı, öyle davranmalı, hayatına ve kendisine öyle biçim verebilme hakkına sahip olabilmelidir pratiksel bir terapi mahiyetinde ama bunun artıları ve eksileri hesaba katılmaldır.
İnsan doğasına ve gerçeklere sırtını dönerek ne kadar mutlu olabilir ki; samimiyeti olmayan mutluluk, insanın kendini kandırmasından başka bir şey olabilir mi?
Bakınız, açıklamalarım sağlık dışında bıçak altına yatanlara karşı olduğumdan değil, sadece ve sadece kendi düşüncelerimi ifade kapsamında hayata bakış açım...
Diyebilirsiniz ki, cinsiyet geçiş veya estetiksel operasyonlar bedeniyle barışamayanların ilacıdır...
E BEN DE ONU DİYORUM AMA BEN SÖYLEYİNCE KÖTÜ OLUYORUM!
Bugün iki haber vardı konuyla alakalı... Dünü de katarsak 3 haber...
Transvesti Selin Ciğerci dün demiş ki, düzgün bir ilişkim olsun diye transseksüel oldum.
Yani sevilmek için.
Sosyal medya fenomenlerinden biri de bir bebeğe benzemek için defalarca estetik operasyon geçirmiş...
Tanrı aşkına, bizi sevecek olan bize dayatılan kimlikler üzerinden ne kadar sevebilir,  bu şekilde düzgün bir ilişki nasıl mümkün olabilir?
Bırakın bir bebeğe benzemeyi, dünyanın en standart üstü güzelliğine sahip olmak mı mutlu edecek bizi?
İnsanlar ne yaptığnı biliyor mu, ondan da öncesi ne istediğini..?
İstekler yapaylıkla mı gerçekleşecek?
Bir kadın sadece memesi ve vajinası için mi sevilmeli?
Hepimiz fabrikasyon bir fiziğe sahip olsaydık, gülmeyi bile unutmaz mıydık?
Elimizdekinin kıymetini bilmeliyiz diyerek...
Fatma Girik'in sözleriyle bitirmek istiyorum yazımı...
"Doğal yapıya müdahale itici!"

17 Aralık 2017 Pazar

Zor anlarda içinde fırtınalar kopmasına sebep olan ne?

Bugün Eda Erdem sosyal medya üzerinden hayranlarının sorularını yanıtlayacak. Ben ne sormak isterdim ona koyu bir Fenerbahçeli ve Eda Erdem hayranı olarak?


Eda Erdem, bana göre Türk voleybolunun gelmiş geçmiş en önemli birkaç isminden biri. Çok komple ve çok istikrarlı olduğu için hatta en büyüğü. Bir dünya yıldızı benim gözümde. Zaten bu yıl Avrupa'nın en iyi orta oyuncusu ödülünü almadı mı?

Evet neler sormak isterdim ona...

Oyundan hiç düşmeyen bir oyuncu ama bazı zamanlarda öyle bir devreye giriyor ki, maçın sonucu kaçınılmaz olarak değişiyor. Buna Türkiye Şampiyonası'ndaki Eczacıbaşı yarı final 2. maçını örnek verebiliriz. İlk maç 3-0 kaybedilmiş. İkinci maç kazanılarak altın sete taşınmış ve 12-7'den 14-10, oradan da Eda'nın 4 blok ve 1 smacıyla16-14 ile maç kazanılmıştı. Eda'nın içinde fırtınalar kopartıp maçların seyrini mucizevi bir şekilde değiştiren şey neydi acaba? Fenerbahçe aşkı mı, mütevazi kişiliğinin altında yatan çok büyük bir hırs mı, takım kaptanı olmasının yüklediği sorumluluk mu, yenilgiye tahammülsüzlüğü mü, vesaire..? Tabiki de hepsi de olabilir ama en önemlisi spor yeteneğinin yanı sıra çok çalışmasıdır elbet. Çünkü yetenek ve çalışma olmayınca hiçbir şey ilk belirleyici unsur olabilir mi tartışılır.

Profesyonel voleybol hayatı bittikten sonra antrenör olarak voleybola katkı sağlamaya devam etme düşüncesi var mı acaba? Bir gün Fenerbahçe'de onu antrenör olarak görebilir miyiz?

Bir gün kayıpla Yengeç burcu ama sanki İkizler gibi konuşurken ellerini çok kullanıyor. Gerçek burcu ne acaba?

Pratik zekası sayesinde çok akıcı konuşuyor. Acaba TV programcılığı yapabilir mi ileride?

"Kim" geri dönecek mi Fenerbahçe'ye? Şu anda Kim'in takımda olmaması onda nasıl bir duyguya sebep oluyor?

Ara transfer düşünülüyor mu bu yıl? Bu ara transferde Kim'in dönmesi söz konusu olabilir mi?

15 Aralık 2017 Cuma

Star denilince Gülben Ergen, nokta!


Gülben Ergen denilince aklınıza ne gelir? Topluma ters hatalar yapan ve bunların üstünü örtmeye çalışan biri... Hadi daha açık konuşalım... Evli erkekleri elde etmeye çalışan falan, sonra da böyle bir şey yokmuş gibi davranan falan desek, Gülben Ergen'e bence saygısızlık, ayıp etmiş oluruz. Çünkü gerçekten böyle bir şey olamaz. Seven bir erkek ayartılabilir mi ayol? Erkeğin hiç mi suçu yok, biten aşkın hiç mi suçu yok? Doğanın kanunu böyledir; aşk yaşanır ve biter. Toplumsal baskılardan dolayı zoraki devam ettiriliyorsa evlilikler, elbette gönüller başkalarına kayacaktır. Sonrasında da kabak göz önünde olanın başında patlayacaktır. Ayol kim evliliğine veya birlikteliğine saygılı olmuş ki bu konuda, yani biten aşktan sonra? Neden sanatçılar gibi göz önünde olmayanların üzerine bu kadar gidilmiyor? Hatta geri planda neler neler yaşanıyor da, hiç kimse sesini çıkarmıyor. Gülben Ergen sanki günah keçisi. Ayrıca yok öyle bir şey... Hadi var diyelim; Gülben Ergen erkeklerin kolundan tutup zorla sürükleyerek mi aşk yaşıyormuş..? Çok komiksiniz gerçekten... Sonra bir de Gülben Ergen'i vefasızlıkla falan suçluyorlar. Bakınız, meyve veren ağacı taşlayan çok olur. Başarıyı hazmedemeyen bir yapıya sahibiz toplum olarak. Daha 16 yaşındaki Aleyna Tilki'ye bile yapmadığını bırakmadı bu toplum. Çocuk gelinleri, çocuk işçileri görmezlikten gelip, eşcinsel barda sahneye çıkıyor diye ahlaksızlıkla itham ettiler ailesini. Oysa Aleyna Tilki şeytana pabucu ters giydircek kadar zeki; kendini koruyabilir sözde ahlaksızlıkardan. O yüzden zaten ona saldıranlar duvara tosluyor ya. Tıpkı Gülben Ergen'e tosladıkları gibi. Nasıl oluyor da bu kadar karalamalara karşın Gülben Ergen her seferinde küllerinden yeniden doğuyor, starlığına bir yıldız daha ekiliyor..? Ben buna profesyonellik derim. Çünkü günümüz yaşamı aklını ve zekanı kullanıp, çıkarlarını koruyacağın doğrultuda hareket edersen başarıya öyle prim veriyor. Sen zaten işini layığıyla yapıyorsan, toplumsal baskıları, karalamaları bertaraf edebiliyorsun çok kolayca. Çünkü aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Son çalışmasında da mükemmel Gülben Ergen. Ama zirve işi benim için "Panda"dır şaşırtıcı bulunsa da beğenim. Starlığın unsurlarından biri nedir biliyor musunuz; sürekliliktir. Gülben Ergen müzik piyasasına girdiğinden beri hep vardır, hep zirvedir. İpin ucunu asla bırakmamış, asla pes etmemiştir. Albümlerine çok önem vermiştir tıpkı Demet Akalın gibi, emek vermiştir, yatırım yapmıştır ve Gülben Ergen, Gülben Ergen için mücadelesinin karşılığıdır. Bu ülkede star denilince benim aklıma bir Yıldız Tilbe gelir, bir de Gülben Ergen. Nokta!

Nefret cinayetlerine kader diyemeyiz!


Üzgün ve de çok ama çok kızgınım.
Bir insan her ne olursa olsun, hangi yolu seçerse seçsin, öldürülmeyi hak etmez. Canlı hayatından daha değerli bir şey olamaz. Bir tane yaşama hakkımız var ve giden yaşamın telafisi olamaz. Sanki katiller 20 yıl yatınca ölen geri mi dönecek, katiller iflah mı olacak?
Neden cinayetlerin olmamasını sağlayacak kararlar alınmıyor ve de uygulanmıyor? Tek cümleyle heteroseksizmin çıkarına ters...
Oysa, bir insanın yaşam tarzı ne olursa olsun, eğer hiç kimseye zarar vermiyorsa, her insan gibi onun da güvenliği sağlanmalıdır kağıt üzerinde ve uygulamada.
Eşitlik, özgürlük, demokrasinin taraf tutma hakkı olamaz.
Eşcinselliği tanımayan, eşcinselleri korumayan bir yasa adil midir sizce? Bakınız eşcinsel diyorum...
Bakınız bir travesti daha öldürüldü ve mahkeme katillere neden nefret cinayeti işlediniz diyerek ağırlaştırlmış hapis cezası vermeyebilecek ve eşcinsellere karşı işlenen nefret cinayetlerine karşı da caydırıcı bir şey yapılmamış olacak. Hatta katiller bize ters ilişki teklif etti diyerek tahrik indiriminden bile faydalanabilecekler. Katiller hep nefret cinayetlerine kılıf uydurup paçayı yırmazlar, cezalarının hafifletilmesini sağlamazlar mı?
Herkesi, her şeyi kapsayacak şekilde neden düzenlenmiyor yasalarımzı; çünkü biz daha demokratik, eşitlikçi, özgrülükçü medeni bir toplum değiliz. Ayol beni kapsamayan, korumayan yasası olan bir topluma nasıl medeni diyebilirim ki?
Anlattıklarım toplumun, hükümetin, devletin ayrımcılıkları, mağduriyete sebep olmaları, bunlara sessiz kalmaları, duyarsızlıkları, vesaire...
Basının ayrımcı veya nefret dilini falan o kadar kafaya takmıyorum ben; çünkü hepsi de sisteme dahil bu birimlerin. Daha üst merciler eşcinselliği tanımıyor ve korumuyorken diğer birimlerin ayrımcı ve ötekileştirici dili bizi şaşırtmamalı. Tabiki de nefreti bu ve benzeri davranışlar da pekiştiriyor ama...
Yaa şöyle diyeyim... Şimdi heteroseksist bir toplumun, dünyanın en zıttı cinsel yönelim olan eşcinselliğe haklarını öyle kendi rızasıyla kolaycacık geri iadesini bekleyecek kadar saf olmamalıyız.
Çözüm bizde, eşcinsellerde...
Eşcinselliğe bakış açısını nasıl değiştirebiliriz, nasıl düzeltebiliriz üzerinden hareket etmeliyiz.
Gittiğimiz yol nasıl bir yol diye kendimize de bakmalıyız.
Biz kendimizi koruyacak ve savuncak şekilde mi hareket ediyoruz, yoksa heteroseksizme çanak mı tutyoruz?
Biz eşcinsellerin savunduğu değerler ne kadar eşitlikçi ve özgürlükçü, yoksa heteroseksist mi?
Biz heteroseksizme kendimizi heteroseksizçe mi kabul ettirmeye çalışıyoruz, yoksa doğamızla mı varolmaya çalışıyoruz?
Bakınız... Biz cinsiyetçi ve ahlakçı bir toplumda yaşıyoruz. O yüzden cinsiyetçi ve ahlakçı bir şekilde varolamayız. Ve o yüzden çelişmemeliyiz de kendimizle. Açıklayayım. Cinsiyetçilik mağduryuz ama cinsiyetçilikle vücut bulmaya çalışıyoruz. Bu cümlemin altını siz doldurun artık. Çünkü transfobik bir etiket yemek istemiyorum. Ahlakçı bir toplumda da yaşıyorsak, ya toplumun ahlakçılığına başkaldıracağız, ya da toplumun ahlak kurallarına uyacağız. Bakınız; hem ahlaklı, hem de seks işçisi olunmaz, bakınız; hem dindar, hem de eşcinsel olunmaz. Anlatabiliyor muyum?
Şunu da ilave edeyim...
Yaşam biçimimiz sadece heteroseksizmin dayatması da sayılmayabilir, kader de diyemeyiz. Herkes zorluklara göğüs gererek kendine daha kabul ettirebileceği bir yol çizebilir. Bakınz, başta dedim herkesin kimseye zarar vermediği sürece istediği şekilde yaşama hakkı vardır ama eşcinselleri anlayamayacak veya anlamak istemeyecek bir dünyada biz kendimizi koruyacak şekilde yaşamazsak, ayağımız elbette takılacaktır heteroseksizmin zararlarına.
Bilinçli eşcinseller olacağız, prim vermeyeceğiz heteroseksizme; bu kadar basit aslında!
İşin en kötü tarafı ne biliyor musunuz; ötekileştirildikleri için, eşcinsellerin başına gelen nefret cinayetleirnin kanıksanması...

14 Aralık 2017 Perşembe

LGBTİ+ kavramından neden vazgeçtim?


TranSvestilik, heteroseksist dünyada eşcinselliğin cinsiyetçi bir lansmanıdır!
Piyasaya eşcinsel olarak çıkıyorlar, bir bakmışsın kendilerini kadın olarak tanıtıyorlar, sonra da eşcinselliği küçümsüyorlar. Çünkü heteroseksist dünyada transvestizm prim yapıyor, doğal kimliğin değil. Her anlamda prim yapıyor;1. Maddi, 2. Gizli eşcinsellerin kendilerini gerçekleştirmek için cesaret buldukları bir nokta olarak.
İşte ben bu yüzden vazgeçtim LGBTİ+ kavramından.
Ben eşcinsel olarak doğdum ve bu kimliğim utanılacak bir şey olmadığı için, bu kimliğimin arkasında durmamak doğama bir ihanet, bir korkaklık, eşcinsel haklarına bir darbedir.
Ben kimliğine ihanet edenlerle, kimliğini inkar edenlerle yan yana durursam, eşcinselliğimi, eşcinsel haklarımı savunma hakkımı, kendi elceğizlerimle teslim etmiş olurum heteroseksizme. Demezler mi adama, "Bak i*neye, kimliğini kendisi bile kabul etmiyor, transvestizm başlığı altında bize benzemeye çalışıyor"...
Benim kimliğimin, eşcinselliğimin bahanelere ihtiyacı yok, olamaz, olmamalı; "işte bize iş vermiyorlar, ben seks işçiliği yapmaya mecburum..." gibi.
Benim eşcinselliğim bu şekilde varolamaz, kabul edilemez...
Eşcinsellik bir cinsel yönelimdir ve hayat bulabilmesinin önünde aşılamayacak hiçbir engel yoktur. Heteroseksizmin engel kabul edilen bahaneleri beni baltalayabilir ve lekeleyebilir ancak.
Tabiatınla çık ortaya, kabul etmezlerse de varolmaya çalış kendini uçuruma sürükleyeceğine... Kadın olmuşmuş da, çok para kazanmışmış da, koca yapmışmış da...
Eşcinsel hakları, bir cinsel yönelim hakkıdır!