21 Kasım 2017 Salı

Bir insanın homofobik olduğunu anlamak mı istiyorsunuz; homofobi testi!


Küpe takan, saçını uzatan ve/ya arkadan bağlayan, göğsünü ve bacaklarını traş eden ve kaşını alan, tırnak uzatan ve/ya tırnaklarına bakım yaptıran, donunu düşüren ve dar pantolon ve göğüs dekoltesi geniş ve kolları ellerinin üzerine kadar dökümlü giyinen, kozmetik ürünlerine düşkün olan, feminen davranan veya kibar konuşanları saymıyorum bile, şimdi kedi sevenler bile eşcinsel desem birileri çüş der, yaa aslında duyarlı olan ve sanatçı ruhlu olanlar bile eşcinsel oluyor bana göre, ev işi yaparlar, mükemmelliyetçi ve tertiplidirler de diyebiliriz çok genellemesek de, karşı cinsle daha yakın arkadaş olan ve onlarla özelini daha rahat paylaşabilen, birbirine bedensel şaka yapan ve birlikte çok vakit geçiren erkekler..., bu liste uzar gider, DESEK...
Hemen tepki gösterenler homofobiktir derim ben...
Pat diye atılırler sen de herkesi eşcinsel yapıyorsun diye.
Sen eşcinsel olmuşsun, herkes de eşcinsel oluversin, ne çıkar?
Bu tepki, yani bir şeylerle birilerinin eşcinsel olduğunu ima etmek, aslında tepki gösterenin kendi eşcinselliğinden memnuniyetsizliğinin ifadesidir. Bir heteroseksüele, başkalarının heteroseksüellik göstergelerini saysak tepki gösterir mi ayol?
Bir toplumda bir şeye karşı en küçük karşıtlığın arkasında bile o şeye karşı fobi yatar. Yani n'oluyor da hemen kaplan gibi atılıp karşı çıkıyorsun? Hadi eşcinsel olmayanların karşıtlığını bir nebze olsun anlayabilirim cehaletlerine falan vererek ama bir insanın eşcinsel olup da birilerine eşcinselliği yakıştıramamasının homofobiden başka bir açıklaması olabilir mi? Şöyle bir açıklaması olabilir...
Eşcinseller de cinsiyetçi çünkü. Toplumsal cinsiyet rollerini benimseyip, beraber oldukları erkeklerin erkek gibi olmasını istemesi, feminen falan olmasını istememesiyle alakalı. Bu da heteroseksizmle beraber eşcinsel karşıtlığının da içselleştirilmesidir.
Bakınız, eğer içselleştirmiş homofobi hücrelerine nüfuz etmeseydi eşcinsellerin; 
milyonlarca eşcinsel göğsünün kıllarını alarak 
ve kendini kadın rolüne falan oturtarak feminen bir şekilde karşı cinse mesaj verme yoluyla 
onları elde etmeye çalışarak 
sadece cinsellikle eşcinselliğini tatmin etmek yerine, göğsünü kıllı kıllı gererek haklarının derdine düşerdi. VE O HAK KAZANILIRDI ŞİMDİYE KADAR!
Eşcinseller heteroseksizmin kendilerine çizdiği çemberin içinde varolmayı sindirmişler ne yazık ki.
Hatta cinselliklerini öyle veya böyle yaşasınlar da, varsın heteroseksizmin heteroseksüel evllik veya aile veya vesaire gibi yükleri falan bindirilsin sırtlarına. Yeter ki utandırılmasınlar eşcinsellikleriyle.
Tabi onlar için kolay yol da var utandırıldıkları/cakları zaman kendilerini kurtarmaya çalışacakları. Ya yetiştirilme tarızna verirler eşcinselliklerini veya zaten yanlış bedende yanlış ruh olduklarına.
Yukarıda anlattıklarım eşcinsellerin homofobisi...
Heteroseksüellere de sorsan, herkesin tercihine saygı duyarlar ama kadınlar kocalarının ve çocuklarının, erkekler aileden hiçbirinin eşcinsel olmasını istemez. AMA SAYGI DUYARLAR HERKESİN TERCİHİNE ama yakın çevreden uzak olması koşuluyla. E o zaman eşcinsel diye bir şey olmaz herkes kendi çevresinin eşcinsel olmasını istemezse. Demek ki ne oluyor bu; HOMOFOBİ-KLER! Herkesin tercihine saygı da klişe bir laftan başka hiçbir şey...
Eşcinsellerden bahsederken, eşcinselleri siz konumuna koyan da ya homofobiktir, ya da gizli eşcinsel. Yani bizli konuşarak eşcinsellerle bütünleşerek onlara destek olmak yerine, siz diyerek kendilerinin eşcinsel olmadıklarını ima etmeye çalışır bu kişiler. Homofobidir bu düpedüz.
Bir de çok sevdiğin insanların bile kardeşim diyerek en baştan araya mesafe koymaları, yaa bunlar aslında düpedüz eşcinsel...
Eşcinsellere destek olmak amacıyla, eşcinsel olmadıkları halde eşcinsel olduklarını dile getirenleri tuhaf karşılayanları da ilave edebiiriz homofobi listesine.

Farklılıklarla bir arada yaşayabilmek, insanlığımız geliştirecektir!


'91-'95 yılları arasın Yugoslavya iç savaşı sırasında Sırp ordusunun Boşnakları katlettiği yılları TV'den de olsa birebir yaşamış bir kişiyim Şerif Turgut'ın bildirimleriyle ve bu benim ruhumda çok derin yaralar açmıştır. O kadar masum insanın katledilmesine koskoca Avrupa'nın sessiz kalmasıysa, ikiyüzlülük denilen gerçeği bana bir kez daha hatırlatmış ve güven denilen duygum temelden sarsılmıştı. Yaşanılan bu olaylardan sonra Boşnak kardeşlerimizle çok güçlü içsel bir bağ oluştu bende.
Vakti zamanında Rusların çerkezlere yaptıkları da çok üzmüştür beni.
Azeri kardeşlerimizin başına gelenler de...
Bu tür olaylar içimdeki barış, dostluk, kardeşlik duygularını arttırır benim.
Bu topraklarda, Anadolu'da yaşayan hiçbir kesim azınlık değil, bu vatanın gerçek sahibidirler. Gelmişler mi buraya bir şekilde; tamamdır. Sen adına Boşnak dersin, vesaire dersin, ben ise Türk, Arnavut, Arap, Gürcü... İnsanız sonuçta. Kardeş kardeşe barış içinde yaşamak varken, ötekileştirmek zavallılıktan başka bir şey değildir.
Eğer insanlar sana geliyorsa, senin onlara kucak açmaktan başka yapacağın hiçbir davranış kabul edilemez.
Ve gelmek isteyen de gelebilir...
Son dönemlerde Suriyelilerin gelmesine şahit olduk ülkemize savaştan kaçarak...
Hoşgelmişler. Bana bir zararları oldu mu; hayır. Lütfen olaya ekonomik açıdan falan bakmayın, insani açıdan bakın. Çünkü bir insanın yaşamak için günlük alabileceği kalori belli; lüzumsuzuna ne gerek var; hayatı paylaşmaktan daha güzel bir duygu var mıdır hayatta?
Yaşadığım şehir olan Denizli'de heterosuyla, eşcinseliyle binlerce İrtanlı sığınmacı konumunda şu anda ki ne mutlu bana Farslılarla, Fars kültürüyle tanışabildiğim için, bu sayede herkesin aynı isnan olduğuna şahit olabildiğim için...
Ülkemizde 40-50 farklı kültür mü yaşıyor..? Sayısını tam bilmiyorum. Anadolu demek, işte bu demek; mozaik demek, farklılık demek, rengarenklik demek, zenginlik demek... Eğer tek bir kültür olsaydık çok mu mutlu ve de keyifli yaşayacaktık; neden bilmiyoruz bu zenginliğin kıymetini. Doğu kültürü, Karadeniz kültürü, Ege kültürü birbiriyle daha harman, daha güzel, daha güçlü değil mi..? Ne zaman öğreneceğiz bunu?
Türcülüğün bile lüzumsuz olduğunun kabul edildiği günümüzde, insanları kültürlerinden dolayı ötekileştirmek de neyin nesi oluyor..? Yaşam zenginliği kötü olabilir mi?
Ne mutlu ki Anadolu'da yaşıyorum, Batı ile Doğu arasındaki köprü noktasında olmanın zenginliğine maruz kalıyorum...
Düşünsenize ne sıkıcı olurdu aynı renk ve aynı davranışta olan insanlarla birlikte yaşamak... Robotluktan bir farkı olur muydu?
Evet ben ırkçıyım ama tek tip olmaya karşıtlık konusunda ırkçıyım.
Kültürel zenginlik, ruh zenginliğine tekabül eder; bu zenginliği değerlendirmemek yaşam körlüğünden başka bir şey değildir.
Şunu da ilave etmeden geçemem. Şimdi kültürler arası savaşlar oluyor ya... Ben bunları cehalete veriyorum ve barış için her şeyin üzerine sünger çekilebilmeli, insanlar birbirlerini affedip kardeşçe yaşayabilmeli. Kin, nefret, intikam bizi nereye götürebilir savaştan başka?
Farklılıklarla bir arada yaşayabilmek, insanlığımız geliştirecektir.
Ötekimiz olmayıversin; varoluşumuz ötekiler üzerinden değil de sevgi üzerinden, saygı üzerinden, farklı-zengin yaşamlar üzerinden olsun; daha güzel olmaz mı, daha mutlu olmaz mıyız; sevgiyle beslensek nefret yerine; içimizdeki olumsuz duyguları törpülemeye çalışsak birarada yaşayarak...

20 Kasım 2017 Pazartesi

Her yol eşcinselliğe çıkıyor!

Kaç yıl oldu tanışalı bilmiyorum... 2-3 yıl olmuştur sanırım...
facebook'a baktım, tam 3 yıl olmuş. Sosyal medya da tarih açısından iyi bir belge ve arşiv...
Şimdi geçmiş yazışmalarımıza falan bakıp da konuya dallandırıp budaklandırmayacağım ve konuya 3-5 cümlede anafikirsel yaklaşacağım.
İlk tanıştığımızda ayrımcılıklara karşı olduğu için benimle irtibata geçtiğini ve eşcinsel olmadığını söylemişti. Ama nedense internetten araştırıp beni bulmuş ve Radikal gazetesindeki yazılarımı takip etmeye başlamış.
Gel zaman git zaman bana açılmaya başladı.
Eşcinsel değilim ama transseksüellerle beraber olmayı seviyorum ama bir erkek gibi değil, bir kadın gibi, demişti. Yani içindeki kadın ruhundan bahsediyordu. Trans kadınlar ona bir erkeklik vazifesi yapıyordu.
Eşcinselliğini asla kabul etmiyordu. Çünkü bir erkekle beraber olmayı asla kaldıramıyordu.
Homofobik misin diyordum; hayır diyordu.
Bir ara kendini trans eşcinsel olarak tanımladı. Yani kadın kılığına girip trans kadınlarla beraber olmaktan bahsediyoruz.
Yalnız şöyle de bir gerçek var; trans kadınların bu tür kişilerle beraberliği ticari olmaktan öteye gidemiyor. Hangi trans kadın, trans kadın konumundaki bir kişiyle içten gelerek beraber olur ki eğer bilinçsiz değilse. Kendisi de trans kadınların hangi düşünceyle, yani ticari amaçla beraber olduğunu biliyordu ve inkar etmiyordu arada bir samimiyetin olmadığını.
Ailesine açıldı, kabul ettirdi ve şimdilerde kendisini trans kadın olarak kabul ediyor, trans kadın gibi yaşıyor zaman zaman işleri dışında.
Ama hala erkek görünümlü bir erkekle beraber olmaya başlamadı. En fazla feminen erkeklerle beraber olabiliyor.
Belki asıl konunun dışında olacak ama trans dünyasıyla düşünsel anlamda çatışmalar yaşamaya başladı onların heteroseksist dünyanın cinsiyetçiliğinde etkilenip toplumsal cinisyetin eşitsizliğine paralel rolleri benimsemesinden ve bu rollere uygun kendisiyle tartışmalarından dolayı.
Ve ve,
olmak istediğinin böyle bir trasn kadınlık olmadığını,
hatta hatta kadın kılığına girmenin bile bir öneminin kalmadığını, kendisini beklediği kadar tatmin etmediğini,
belki zamanla bedeniyle barışık yaşayabileceğni,
ve de erkek görünümlü feminen olmayan eşcinsel erkeklere karşı yumuşayarak içindeki varoldğunu düşündüğü homofobiyi aşabileceğini, onlarla da beraber olabileceğini,
ve de zamanla eşcinsellikte sabit kalabileceğini söyledi.

Son noktayı koyabilir miyim..? Her zaman dediğim gibi aslolan eşcinselliktir; transseksüellik kişinin kimliğiyle, bedeniyle barışamayıp, toplumsal cinsiyet rollerini içselleştirerek ve benimseyerek sisteme entegre olma çabasından başka bir şey değildir. Eşcinsellik dediğimiz şey de hemcinsini sevmektir, transseksüellik dediğimiz şey de. Eşcinsel doğasını muhafaza ederek sevgisini gerçekleştiriyor, transseksüel ise bedenini erkek egemen toplumun dikte ettiği erkeklik veya kadınlığa uydurmaya çalışarak. Uyuyor mu; uymuyor. Senin içindeki kimliğe bir şey diyen yok ki; eşcinsel de bedenine bakmaksızın hemcinsini seviyor, trans olarak sen de bedenini değiştirerek aynı şeyi yapıyorsun. Ayol eşcinsel bir erkeğin içinde de kadın olmasa bir erkeği sever mi? Biri kendine eşcinsel diyor, diğeri trans. Eşcinsel erkeklerin yansımaları, toplumsal cinsiyet kadınlığın light hali, transseksüellerinki ise abartılı hali. Bunu anlayabilmek bu kadar zor mu? Mesela eşcinsel erkekler kendilerini heteroseksüel erkek olarak görmüyor, trans kadınlarsa kendilerini heteroseksüel erkek olarak görmedikleri gibi heteroseksüel kadın tanımlaması yapma ihtiyacı duyuyor; ne fark var; eşcinseller heteroseksizme dahil olmak istemiyor, transseksüeller heteroseksizmle varolmaya çalışıyorlar. Oysa her yol eşcinselliğe çıkıyor.

Namağlup Fenerbahçe, Eczacı'yı da devirdi!

Hakem hataları olmasaydı değil 3-0, 5-0 bile kazanabilirdi Fenerbahçe!!!

Harika bir maçtı ama 3. sette saç da yoldurttu...

Sultanlar Ligi'nde namağlup iki takım olan Fener ve Eczacı karşılaşmasında, 3-0 alabileceği maçı ancak 3-2 alarak puan kaybetti Fenerbehçe Kadın Voleybol Takımı. 3. settte 24-20 öndeyken hakemin saçma sapan çift pas hatası kararı ve zincirleme olumsuzluklar sebebiyle bir türlü maç sayısını  kazanamadı... Bu maçta sanki Fener'e gıcıklığı varmış gibi ne kadar çift pas hatası çaldı hakem ve ne kadar yanlış kararlar verdi. Mesela içerde bir topa dışarıda dedi ve challenge istenmediği için de Fener'in o sayısı uçtu gitti. Bazı yanlış kararlar ancak challenge sistemi ile giderilebildi. Eğer 3. setin son anlarında çift pas kararı verilmeseydi, bir Fenerli çocuk sahaya girip Bahar'ın dikkatini dağıtmasaydı, Natalie üst üste hatalı smaçlar yapmasaydı veya pasör üst üste Natalie'ye pas vermeseydi, daha iyi manşet alınabilseydi en rahat aldığımız set olup, maçı da 3-0 kazanacaktı Fener.

Maç'ın güzel tarafı, Fener'in bir konudaki avantajının, takımı her halükarda kazandırabileceğinin garantisi diyebiliriz. Fenerbahçe'de, yedekteki Damla ve Ezgi dışındaki orta, çapraz ve smaçörlerin hepsinin de skorer oyuncu olmaları. Mesela Eczacı başında saha içine giren tüm oyuncular çift haneli rakamlarda sayı üretmişler; Natalie 19, Bahar 15, Eda 14, Polen 13, Jerkov 12, Rahimova 11...

Bahar'ın 5 ace ve toplamda 15 sayı ile oynaması ise onun muhteşem bir dönüşü oldu ve belki de hayatının performansını sergiledi. Sanki Bahar'ın oyun stili değişmiş gibi; Topu tokatlamıyor, adeta sahaya gömüyor. Fenerbahçe uzun zamandır zaten yabancı orta oyuncusu almıyor, aldıkları da zaten bizim yerli oyunculardan daha iyi performans sergileyemedi hiçbir zaman.

Seyirci avantajının altını çizmeye gerek var mı? Eee, Fenerbahçelilik başka bir şey; ruh meselesi. Diğer kulüpler de spor kulubüyüz, futbol değil diyor ama uygulamada sadece Fenerbahçe! Seyirciyle voleybol izlemenin tadı bile başka oluyor. Fener'in olmadığı maçlarda sanki voleybolcular değil de inCin top oynuyor. O kadar sessiz oluyor ki saha, her konuşulan duyuluyor, anlaşılıyor. Sanki maç değil de antrenman gibi yapılıyormuş gibi.

Ve Fenerbahçe yıllarca pasör çaprazsız oynadı yabancı olyuncular olarak; hep 4 numara oyuncularına güvenildi. Tamam 4 numara oyuncuları çok önemli manşet alabildikleri ve defans yapabildikleri için ama ezber bozabilmek adına çaprazdan bir oyuncunun gücünü de nasıl es geçebiliriz ki. Rahimova aranan kan oldu ve daha gerçek gücünü göstermiyor bile. Son maçta eğer Rahimova, Rahimova olsaydı, sırf servislerini bile tutturabilseydi, değil maç 3-0, 5-0 bile bitebilirdi!

Sırada Vakıf maçı var namağlup liderliğimizi devam ettirebilmek için. Polen'in dediği gibi adım adım, maç maç gidersek daha garanti olur maç kazanmamız. Hiç bir takımı hafife almamalıyız ve güçlü takımları da gözümüzde büyütmemeliyiz. Fenerbahçe'nin şu anda 7 skorer oyuncusuyla yenemeyeceği takım olamaz eğer planlı-programlı olunursa, doğru taktik yapılırsa ve de rehavete kapılınmazsa. Avrupa şampiyonluğuna da hedefimizden sapmazsak bu yıl ulşamamamız için hiçbir sebep yok...

Biyonik kadın Bahar Toksoy!




Bu arada bahar'ın yeni saç modeli çok yakışmış...

16 Kasım 2017 Perşembe

BİZ EŞCİNSELLER SAPKIN DEĞİLİZ!

Son dönemlerde Yeni Akit gazetesi gibi eşcinsellik karşıtı mecralar eşcinsellikle ilgili haberleri verirken, eşcinsellerden sapkın diye bahsetmektedir. Eşcinseller heteroseksüel değiller ki cinsel yönelimlerini değiştirmiş olsunlar. Tek doğru cinsel yönelim heteroseksüellik değil ki eşcinsellik sapkınlık gibi gösterilsin. Biz doğuştan eşcinsel olmasaydık, lanetlenmek ve nefret kurbanı olmak için mi sapacağız doğduğumuz cinsel yönelimimizden. Heterosekist bir dünyada yaşamamız, heteroseksüelliğin tek doğru cinsel yönelim olduğunu göstermez. İnsana cinsel yönelimiyle değil, bir insan olduğu gözüyle bakılmalıdır. Eşcinsellerin eşcinsel doğması-olması, onların nefrete hedef gösterilmesini gerektirmez. Eşcinselleri sapkın gibi göstermek, nefret cinayetine kadar varan ayrımcılığa sebep olduğu için bir suçtur ne kadar yasalarımızda eşcinsellere yapılan saldırılar nefret suçları kapsamına dahil edilmese de. İçinde yaşadığımız kültürün erkek egemen yapıya sahip olması, eşcinsellerin ayrımcılığa maruz kalmadan ve nefrete hedef gösterilmeden yaşamasının önünde engel teşkil etmemelidir. Bir insana sırf cinsel yöneliminden dolayı ayrımcı  ve hedef gösterici bir dil kullanılması ne vicdani, ne insani ne de hukukidir. Eşcinsel olmayı tercih etmedik biz, kendmizi bildik bileli böyleyiz. Ve doğuştan getirdiğimiz özelliğe göre yaşamamız insani bir haktır ve her şeyin üstündedir, tartışılamaz bile ki bu eşcinselliğe karşıt kesim hangi cürretle özellikle son dönemlerde iki de bir eşcinsellerden sapkın diye bahsetmektedir. Neden bu eşcinsel karşıtı kesime gereken uyarı yapılmamakta ve ceza verilmemektedir? Devlet eşcinsellerin sırf cinsel yönelimleri yüzünden hedef gösterilerek ayrımcılığa maruz kalmalarına ve öldürülmelerine göz mü yummaktadır? Eşcinsellik yok sayılarak, eşcinseller görmezlikten gelinerek demokratik bir yaşamın olması mümkün değildir. Biz de bu yaşamın, bu kültürün, bu devletin bir parçasıyız milyonlarca eşcinsel olarak ve devlete gereken vergimizi vermekteyiz çalışarak. Bizler vatandaş olarak görevlerimizi yerine getiriyorsak, devletin bizi hedef gösterici nefret diline karşı da koruması gerekmez mi? Eşcinselliğin milli değerlere ve aile yapısına ters olduğu gerekçe gösteriliyor nefret dili kullanılırken ama biz de bu değerlerin bir parçasıyız; bizler de askerlik gibi vatana hizmetimizi yerine getiriyoruz, herkesin manevi değerlerine saygı gösteriyoruz, çalışıyoruz, öğreniyoruz, öğretiyoruz, devletimiz için ne gerekiyorsa elimizden geleni yapıyoruz ve en önemlisi bizlerin de aileleri var. Bizler kendimiz için varolma mücadelesi verirken, ailelerimizi de üzmemek için kendimizi korumaya çalışıyoruz bu nefretten. Bizlerin başına bir şey gelince, eşcinsel olduğumuz için ailelerimizin üzülmediğini mi zannediyorsunuz Bizler eşcinseliz ama tabir edildiği gibi marjinal falan değiliz, insanız herkes gibi. Eşcinsel olduğumuzu söylemesek, nereden anlayacaksınız sevme biçimimizi? Eşcinsellik sadece hemcinsini sevmektir, başka da bir farkı yoktur heteroseksüellikten. Bizler başka dünyanın insanı değiliz, bu dünyanın insanıyız ve herkes kadar eşit ve özgürce yaşama hakkımız var. Ama bırakın insanca yaşama hakkını, bizler sapkın diye ötekileştiriliyoruz. Buna bir dur denilmesi gerekmiyor mu artık? Bizler, politik bir şekilde savunulmaktan önce, insani ve vicdani olarak korunmak istiyoruz nefrete karşı. Devlet artık bizi yok saymasın, yok edilmemize sessiz kalmasın. İnsana, insan olduğu için değer vermek çok mu zor? N'olur yani eşcinseller var denilse ve nefrete karşı korunsa, insanca yaşama hakları teslim edilse. Bizler heteroseksüel olarak yaşayamıyoruz, yaşayamayız. Eşcinsel olarak kabul edilmemizden başka çare yok. Tek isteğim, onur kırıcı, zarar verici nefret dilinin kullanılmasının önüne geçilmesi. Çünkü bu dilden cesaret alınarak eşcinsellere zarar veriliyor. Eğitim hayatımızda, çalışma hayatımızda, sosyal yaşamımızda müdahalelere bu dil sebep oluyor. Eşcinsellere insanca davranmaktan kimse zarar görmeyecektir inanın. Eşcinsellere karşı nefret dilini kullanmak suç sayılsın ve bu dili kullananlara gerekli ceza verilsin artık.